Kısaca, insan davranışlarının oyunlar yoluyla modellenerek çözümlenmesi ve stratejilerin matematiksel olarak açıklanmasını sağlayan, bir matematikçi tarafından başlatılıp, daha sonra geliştirilen ve birçok bilimsel alanda kullanılan bir teoridir.
Nash Dengesi ise, (Akıl Oyunları filmine de konu olan, dahi matematikçi John Nash tarafından) bu teorinin geliştirilmiş ve gerçek hayatta uygulanabilir oluşu ispatlanmış, bu sayade nobel ödülü kazanmış bir uygulama alanıdır.
Peki ben bunları neden yazdım? Çünkü geldiğimiz noktada hepimizin bu oyunu Nash Dengesi'nde oynamamızın, aynı zamanda spiritüel bir uygulama olduğunu ve ancak o zaman tüm toplum, ülke ve dünya, yani tüm insanlık olarak kazanacağımızı bilimsel olarak da ispatladığını görmekten mutlu olduğum için :
İşte kısaca Nash Dengesi:
''Temel olarak, seçimlerin sonuçlardan elde edilecek getiriyi belirlediği düşüncesi üzerine kurulmuştur. Buna göre, her birey seçim yaparken ilişkide bulunduğu diğer birey ve değişkenlerin davranışlarını gözeterek en iyi sonucu alabileceği tercihi yapmaya çalışmalıdır. Yani seçim yaparken bireysel çıkarlardan ziyade, etkileşimde olduğu alanın çıkarını da gözeterek, en etkili sonucu alabileceği seçimi yapması gerekiyor. Bu durumda bireyin yalnız kendi çıkarı doğrultusunda değil, diğer kişilerin de çıkarlarına göre bir tavır sergilemesi bekleniyor. Yani bir oyunda tüm oyuncular kendileri için en etkili sonucu alacakları bir eylemde bulunuyorlarsa, bu eylemler diğer oyuncuların seçtiği eylemler gözetilerek yapılıyorsa ve bu seçimler diğer oyuncuların seçimleri için de zararlı olmuyorsa bu oyun Nash Dengesi gözetilerek oynanıyor demektir.''
''Sevginin karşıtı korkudur; fakat her şeyi kuşatanın karşıtı olamaz. Gerçeğin karşıtı yoktur; başlangıcı ya da sonu yoktur; sadece 'var'dır.''
1 Ekim 2016 Cumartesi
21 Eylül 2016 Çarşamba
Oyundan Çıkmak
Bazı tiyatro oyunları yüzlerce kere sahnelenir; Hamlet mesela..
Tekrar tekrar değişik yönetmenlerle, değişik mekanlarla, değişik dekorlarla, değişik oyuncular ve hatta aynı oyuncuların yıllar içinde farklı rolleri de oynadığı, değişik yorumlamalarla tekrar ve tekrar sahnelenir durur. Oyun bellidir. Uzun, çok uzun zaman önce yazılmış ve bitmiş bir hikayedir. Aradan yüzyıllar geçmiştir ve binlerce kere oynanmıştır..
Gerçek dünya tarihinin de bundan hiçbir farkı yok. Ve aynı oyunu oynadığını fark edip, artık bunu sürdürmemeye karar verenlerin, oynadıkları rolle özdeşleşmeyi bırakıp, oyunun, sahnenin, oyuncuların ve hatta seyircilerin farkına varıp, sahnelediği karakterin altında yatan gerçek kimliğini sürekli hatırlamasından başka yapması gereken hiçbir şey yok..
Oyunda her ne oluyorsa, oyundaki karakterlere oluyor, her ne durumda olduğunuzu sanıyorsanız, o oyundaki karakterin durumu, başınıza her ne geliyorsa, o oyundaki karakterin başına geliyor. Hiçbiri gerçek değil. Evet bazen çok heyecan verici, çok eğlenceli, bazen üzücü, bazen mutlu, bazen mutsuz hissettiriyor, ama tüm bunlar sadece oyunda büründüğünüz karakterin hisleri.
Gerçek siz, zıttı olmayan sevinç, sadece varolmaktan duyulan tarifsiz bir coşku ve tüm varlığınızı sarıp sarmalayan bir sevgiyle, hem kuşatılmış haldesiniz; hem de zaten kaynağı olarak kuşatan da sizsiniz.
Hiç alkol kullanmamış birisinin, kendi sarhoşluğunun nasıl olduğunu, ancak içip sarhoş olduktan sonra deneyimleyebilmesi gibi, ayık olan halin gidip sarhoş olan halin gelmesi, ikisinin aynı anda olamayacağı gibi, zaten hep orada olan gerçek sizi deneyimleyebilmek için de, büründüğünüz rolün gitmesi gerekir ki gerçek siz ortaya çıkabilsin.
Bunu sağlayan tek şey de, gözlemci konumunda olmak, tanık halinde kalmak.. Yapılması gereken tek şey bu..
Tekrar tekrar değişik yönetmenlerle, değişik mekanlarla, değişik dekorlarla, değişik oyuncular ve hatta aynı oyuncuların yıllar içinde farklı rolleri de oynadığı, değişik yorumlamalarla tekrar ve tekrar sahnelenir durur. Oyun bellidir. Uzun, çok uzun zaman önce yazılmış ve bitmiş bir hikayedir. Aradan yüzyıllar geçmiştir ve binlerce kere oynanmıştır..
Gerçek dünya tarihinin de bundan hiçbir farkı yok. Ve aynı oyunu oynadığını fark edip, artık bunu sürdürmemeye karar verenlerin, oynadıkları rolle özdeşleşmeyi bırakıp, oyunun, sahnenin, oyuncuların ve hatta seyircilerin farkına varıp, sahnelediği karakterin altında yatan gerçek kimliğini sürekli hatırlamasından başka yapması gereken hiçbir şey yok..
Oyunda her ne oluyorsa, oyundaki karakterlere oluyor, her ne durumda olduğunuzu sanıyorsanız, o oyundaki karakterin durumu, başınıza her ne geliyorsa, o oyundaki karakterin başına geliyor. Hiçbiri gerçek değil. Evet bazen çok heyecan verici, çok eğlenceli, bazen üzücü, bazen mutlu, bazen mutsuz hissettiriyor, ama tüm bunlar sadece oyunda büründüğünüz karakterin hisleri.
Gerçek siz, zıttı olmayan sevinç, sadece varolmaktan duyulan tarifsiz bir coşku ve tüm varlığınızı sarıp sarmalayan bir sevgiyle, hem kuşatılmış haldesiniz; hem de zaten kaynağı olarak kuşatan da sizsiniz.
Hiç alkol kullanmamış birisinin, kendi sarhoşluğunun nasıl olduğunu, ancak içip sarhoş olduktan sonra deneyimleyebilmesi gibi, ayık olan halin gidip sarhoş olan halin gelmesi, ikisinin aynı anda olamayacağı gibi, zaten hep orada olan gerçek sizi deneyimleyebilmek için de, büründüğünüz rolün gitmesi gerekir ki gerçek siz ortaya çıkabilsin.
Bunu sağlayan tek şey de, gözlemci konumunda olmak, tanık halinde kalmak.. Yapılması gereken tek şey bu..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)