Son günlerde yaşadıklarımız, gerçek doğamızı anlamamız, içimizi görmemiz ve ÖZ’ümüz olan SEVGİ’yi açığa çıkartabilmemiz için mükemmel fırsatlar sunuyor.
Sözlerimizle hepimiz iyi olduğumuzu, sevecen olduğumuzu, şefkat ve sevgiyle dolu olduğumuzu söyleyebiliriz. Herkes ve her şeyle bir olduğumuzu, her olayın ve insanın bizi bize yansıtan bir ayna olduğunu, bizi gösterdiğini, biz olduğunu söyleyebiliriz. Her şey yolundayken ve herkes bize gülümserken kolaydır bu. Bu bilgiye sahibiz ve idrak ettik, sonsuz anlayışlı, şefkatli ve sevgi dolu varlıklarız sanabiliriz. Gülümseyen yüzleri, zarar gelmeyeceğinden emin olduklarımızı, iyi, güzel ya da doğru diye nitelendirdiklerimizi severek; herkesi ve her şeyi sevdiğimizi, her parçamızı, her yüzümüzü kabullendiğimizi, her halimizi kucaklayıp, biz olan bütünle barıştığımızı ve koşulsuz sevdiğimizi sanabiliriz..
İşte şimdi tüm bunları gerçekten kalbimizle hissedip hissetmediğimizi, aslında içimizde ne taşıdığımızı, gerçekte kim olduğumuzu gösteren, bilgiyi idrak noktasında nerede durduğumuzu en açık ve net haliyle söyleyen, artık kendimizi kandıramayacağımız devasa bir AYNA var karşımızda..
Bir an durup iyice bir bakalım o aynaya. Sevgiyle kabullenip dönüştürmediğimiz, bastırdığımız, yok saydığımız, görmezden geldiğimiz duygularımız ortaya çıktığında; gerçek biz nerede? Olaylar içimizdeki kini, düşmanlığı, nefreti, saldırganlığı ortaya çıkarttığında kimiz biz?
En saldırgan, kinle, hırsla dolu halimize dışarıdan bakalım. Yargıladığımız ‘KÖTÜ’den ne farkımız var?
Her gün daha da netleşen aynamız, içimizin en derinlerini görebilmemiz için, mükemmel bir olanak sunuyor. En detaylı geri bildirimleri alıyoruz yolculuğumuza dair.
Ve oyunumuzda her şey kusursuz. Olan her şey, koşulsuz kabulü deneyimleyebilmemiz, koşulsuz sevgiyi içimizin en derinlerine yerleştirebilmemiz için oluyor.
Ve tüm bunlar olurken, bu muhteşem oyun sahnelenirken; ölenin de öldürenin de, iyinin de kötünün de, haklının da haksızın da, yani rolünü kusursuz oynayan her parçamızın, tüm benliklerimizin, bize daha çok anlayış kazandırmak, şefkati ve koşulsuz sevgiyi deneyimlememizi, daha derin bir idrake ulaşmamızı sağlamak için seçtikleri rolleri takdir edelim : onları sevelim.. Oyun bitmek üzere.. Perde kalktığında yalnızca SEVGİ’nin gerçek olduğunu göreceğiz..
''Sevginin karşıtı korkudur; fakat her şeyi kuşatanın karşıtı olamaz. Gerçeğin karşıtı yoktur; başlangıcı ya da sonu yoktur; sadece 'var'dır.''
24 Ekim 2011 Pazartesi
17 Eylül 2011 Cumartesi
Direksiyonu .Devralmak
Tanrı olduğumuzu, yaratıcı olduğumuzu, istediğimiz her şeyi yaratabildiğimizi ve şimdiye kadar yaşadığımız ve yaşayacağımız her şeyi kendimizin yarattığını, her şey olduğumuzu bildiğimiz halde, kabul etmekte, zaten olduğumuz şey gibi, bir tanrı gibi davranmakta ve yaşamakta neden bu kadar zorlanıyoruz?
Sanki bir arabanın içindeydik, şoför bölümü bir paravanla kapalıydı ve şoför arabayı nereye sürerse, yaşamımızı nereye yönlendirirse oraya gidiyorduk. Yanlış yollara, çıkmaz sokaklara girdiğimizde şoföre kızıyor, güzel bir yerlerden geçerken ona teşekkür ediyorduk. Sonra sürücü bölümüyle arka koltuğun arasını örten paravan kalktı ve bir baktık ki, şoför yok, aslında arabada bizden başka hiç kimse yok.
Korkumuz bu yüzden mi?
Arabayı kullanmayı ya da nereye gideceğimizi, ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bilmediğimizi mi sanıyoruz? Geçtiğimiz tüm yollara, uğradığımız her durağa, şimdi olduğumuz yere bizi getiren kendimizden başkası değildi ki. Paravanın arkasını görmesek de yol alıyorduk…
Şimdi ellerimizin altında direksiyonu hissederek, açılan paravanın ardındaki yolu görerek ve nereye gittiğimizi bilerek devam edebiliriz bu yolculuğa.. Nereye gitmeyi seçersek, direksiyonu oraya çevirerek ve maceramızın tadını çıkararak.. Kim olduğumuzu bilerek ve sonsuzluğumuzu sığdırdığımız bu küçük, geçici oyunumuzda deliler gibi eğlenerek :)
Sanki bir arabanın içindeydik, şoför bölümü bir paravanla kapalıydı ve şoför arabayı nereye sürerse, yaşamımızı nereye yönlendirirse oraya gidiyorduk. Yanlış yollara, çıkmaz sokaklara girdiğimizde şoföre kızıyor, güzel bir yerlerden geçerken ona teşekkür ediyorduk. Sonra sürücü bölümüyle arka koltuğun arasını örten paravan kalktı ve bir baktık ki, şoför yok, aslında arabada bizden başka hiç kimse yok.
Korkumuz bu yüzden mi?
Arabayı kullanmayı ya da nereye gideceğimizi, ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bilmediğimizi mi sanıyoruz? Geçtiğimiz tüm yollara, uğradığımız her durağa, şimdi olduğumuz yere bizi getiren kendimizden başkası değildi ki. Paravanın arkasını görmesek de yol alıyorduk…
Şimdi ellerimizin altında direksiyonu hissederek, açılan paravanın ardındaki yolu görerek ve nereye gittiğimizi bilerek devam edebiliriz bu yolculuğa.. Nereye gitmeyi seçersek, direksiyonu oraya çevirerek ve maceramızın tadını çıkararak.. Kim olduğumuzu bilerek ve sonsuzluğumuzu sığdırdığımız bu küçük, geçici oyunumuzda deliler gibi eğlenerek :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)